Beyin Hastalıklarında Kök Hücre

Kök hücre, günümüz teknolojisinde kendisine çok güzel bir yer edindi. Bu yazımda beyin hasarlarına kök hücrenin etkisini ele alan birkaç gelişmeden bahsedeceğim. 

Beyin Hasarı Kök Hücre İle Tedavi Edildi

Fransız ve Belçikalı bilim insanları, ilk kez kök hücre tedavisi ile serebral korteksteki sinir hasarını onarmayı başardı.

Bilim insanları embriyonik kök hücrelerden elde edilen sinir hücrelerini yetişkin bir fareye naklederek hayvanın zedelenmiş, beyin kabuğu olarak da adlandırılan serebral korteksini tedavi etti.

Farenin zarar gören sinir hücrelerinin işlevini tekrar yerine getirmesi için ilk kez kök hücrelerin kullanıldığına dikkat çeken bilim adamları, sonuçların hücre tedavisi alanında atılmış dev bir adım olduğunu vurguladı.

Bilim adamları, beyin zedelenmelerinin hücre ölümüne yol açtığını, yetişkinlerin sinir hücrelerinin kendini yenileme kapasitesinin oldukça sınırlı olduğunu hatırlatarak embriyonik hücre nakliyle bu bölgenin tedavi edilebileceğini belirtti.

Deneyin bir fare üzerinde yapıldığına işaret eden bilim adamları, insanlarda da bu yöntemin uygulanması için daha kapsamlı araştırmaların gerekliliğine vurgu yaptı.

Felç Tedavisinde Kök Hücre Umudu

Geçirdikleri felç sonucunda ciddi şekilde engelli olan beş hasta, beyinlerine kök hücre zerk edilmesi ardından iyileşme belirtileri gösterdi.

Hastaları tedavi eden Glasgow Üniversitesi’nden Prof. Keith Muir, beş hastada görülen küçük iyileşme işaretlerinin kendisini de şaşırttığını belirtti. Ancak Prof. Muir, bu iyileşmenin sebebinin kök hücre tedavisi olup olmadığını söylemek için henüz çok erken olduğunu vurguladı.

İyileşme gözlenen hastalar, 60’lı, 70’li ve 80’li yaşlardaki dokuz felç hastasının katıldığı klinik deneylerin bir parçası. Deneyler sonucunda, beynin hasarlı bölgelerine kök hücre zerk edilmesinin ne kadar güvenli bir uygulama olduğu konusunda bilgilere ulaşılması amaçlanıyor.

Bu araştırma, kök hücrelerin hastalar üzerinde denendiği dünyadaki ilk uygulamalardan birisi.

Avrupa Felç Konferansı’na sunulacak raporda, deneye katılan hastalar üzerinde herhangi bir kötü etkiye rastlanmadığı, deneye katılan gruptaki hastalardan yarıdan fazlasında da iyileşme tespit edildiği açıklandı.

Tedavileri sırasında yoğun ilgi gören hastaların yaşamlarında ve sağlık durumlarında bir iyileşme gözlenmesi sık rastlanan ve kayıtlara geçen, plasebo etkisi olarak bilinen bir durum.

Ancak felç hastalarının, altıncı aydan sonra bir iyileşme göstermeyecekleri düşünülüyordu. Bu son araştırmaya katılanların tamamı bundan altı ayla beş yıl önce felç geçirmiş hastalar.

Araştırmayı yürüten ekibin başkanı Prof. Muir, beş değil, tek bir hastada bile iyileşme görmeyi beklemediklerini söylüyordu.

Prof. Muir, yıllardır felç sonucu hareketsiz kalan insanların şimdi parmaklarını oynatmaya başlattıklarını, yardım almadan hareket edemeyen hastaların, evlerinde kendi başlarına dolaşabildiklerini, çevrelerinde olup bitene tepkisiz olan bazı hastaların yaşananlara tepki vermeye başladığını söyledi.

Hastalarda gözlenen değişimler, günlük yaşamlarını sürdürmekte kendilerine kolaylık sağlıyor.

Prof. Muir, deneylere başlarken fazla bir değişim beklemediklerini, bir iyileşme görülse bile bunun kısa süreli ve geçici olacağını düşündüklerini belirtiyor ancak bazı hastalarda kalıcı değişiklikler görüldüğünü vurguluyor.

Deneylerde elde edilen bu ilk bulgular, araştırmacıların ‘ikinci aşama’ deneylere geçmesine olanak sağlayacak. Bu aşamada, hastalarda gözlenen iyileşme ve değişimlerin, uygulanan tedavinin sonucu olup olmadığı belirlenmeye çalışılacak.

İkinci aşama sonucunda, hastalardaki iyileşmenin sebebinin kök hücre tedavisi olduğu ortaya çıksa bile, bu uygulamanın yaygın şekilde kullanılması yıllar alacak. Bunun öncesinde, kök hücre tedavisinin hangi hastalar için uygun olduğunun ve hastalığın hangi aşamasında en etkili tedavi yöntemi olduğunun belirlenmesi gerekiyor.

Parkinson’u Tanımak

Parkinson, kişilerin hareket kabiliyetini etkileyen bir sinir sistemi rahatsızlığıdır. Beyinde belirli bölgelerdeki dopaminle ilişkili nöronların hasar görmesinden kaynaklanır. Belirtileri uzun yıllar içinde ilerleyen hastalığın sebebi ve mekanizması tam olarak bilinmiyor. Bu nedenle şimdilik bir tedavisi yok. Ancak hastalığı tanımak için yapılan her yeni çalışma, potansiyel tedavilerin geliştirilebilmesi için de ümit veriyor.

Geçen yıl kasım ayında Neuron’da yayımlanan bir çalışma, Parkinson’un ardındaki genetiği anlamamıza ışık tutuyor.

LLRK2 genindeki mutasyonlar Parkinson hastalığının en yaygın genetik sebebidir. Bu gende gerçekleşecek mutasyonlar, yaşlanmayla birlikte Parkinson hastalığının semptomlarının görülmesine sebep olur. Ancak bu genin normalde ne işlev gördüğü şimdiye kadar tam olarak anlaşılabilmiş değildi. Bunu tespit etmek için yapılan bu çalışmada LRRK2 ve onun fonksiyonel homoloğu olan LLRK1 genleri farelerde işlevsiz hale getirildi. Geni işlevsiz hale getirmek, o genin normalde ne işlev gördüğünü anlamanın etkili bir yoludur. LRRK1’in de işlevsiz hale getirilmesinin sebebi daha önce fareler üzerinde yapılmış çalışmalarda sadece LRRK2 geninin işlevinin durdurulmasının anlamlı sonuç vermemesi. LRRK1 geni, farelerde büyük ölçüde LRRK2’nin işlevini yerine getirip farkı görmeyi engelleyebiliyor.

Beynin Parkinson’dan etkilenen bölgelerinde LRRK genleri silinmiş farelerde (sağda) hücre ölümünün (işaretli bölgeler) normal farelere göre (solda) arttığı gözlemlendi.

Çalışmayı yapan araştırma ekibi, genleri susturulmuş farelerde 15 aylıkken Parkinson hastalığıyla uyumlu bir şekilde  dopaminle ilişkili nöronların azaldığını gözlemledi. Yapılan diğer analizler de beyinde Parkinson’la ilişkili olan α-synuclein proteini seviyesinin arttığını ve hücresel atıkları temizleyen yolakların hasar gördüğünü gösterdi. Aynı zamanda dopaminle ilişkili nöronların da daha fazla hücre ölümü gerçekleştirdiği tespit edildi.

Bu iki genin silinmesi toplam beyin hacmini ve serebral korteks ile serebellumdaki hücreleri etkilememiş. Ancak fareler 15 aylıkken vücut ağırlıklarında büyük ölçüde azalma oldu. Fareler uzun süre sağlıklı yaşayamadıkları için genin uzun vadedeki davranışsal sonuçlarını analiz eden çalışmalar yapılamadı.

Genlerimizde gerçekleşen mutasyonların büyük çoğunluğu o genlerden üretilen proteinlerin üretimini durdurur. Ancak LRRK2 geninde gerçekleşen mutasyonların protein üretimini artırdığı düşünülüyor. LRRK2 aktivitesini durduracak ilaçlar üretmek hedefleniyor.

Bu çalışmayla LRRK’nın beyinde dopaminle ilişkili nöronların hayatta kalmasında rol oynadığını öğrendik. Eğer genetik sebepleri doğru bir şekilde analiz edilebilirse yeni tedavi metotları geliştirilebilir. Bu nedenle bu araştırma Parkinson hastalığı için geliştirilebilecek tedavilere giden yolda bir adım değerinde.

http://neurosciencenews.com/lrrk-dopmaine-neuron-health-7819/

 

Beyin Hastalıklarında Kök Hücre” için 2 yorum

  • 29/07/2018 tarihinde, saat 12:21 AM
    Permalink

    Benimm kaza sonucu yataga bagımĺı kalan ,hic komut almayan pegden beslenen bizi tanimayan %99 engelli kizim icin yapılabilecek bir sey var mıdır.6 yildır yatiyor

    Yanıtla
    • 28/08/2018 tarihinde, saat 3:37 PM
      Permalink

      Bu makalelerde yer alanlar yurt dışında yapılan deneysel çalışmalardır. Daha iyi bir değerlendirme için kök hücre merkezlerine başvurabilirsiniz ya da kök hücre ile ilgili çalışmalar yapan profesörlere mail atabilirsiniz. 🙏🏼

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir