Kan Grupları Artık Birbirine Dönüşebiliyor

  British Columbia Üniversitesinde çalışan bilim insanları sağlık alanında büyük avantajlar sağlayacak bir teknik geliştirdi. A, B, ve AB grubu kanları, O Rh (-) kan grubuna dönüştüren mucizevi teknik, alıcının kan grubuna bakılmaksızın hastalarla uyumlu hale getiriyor. Buluş ekibinden Biyokimya Uzmanı Withers, teknik için aranan kaynağın insan bağırsağındaki bakterilerde bulunduğunu açıkladı. Peki bu süreç nasıl gerçekleşiyor ve şu an hangi aşamada hep beraber göz atalım.

 1.AŞAMA:” SORUNUN TESPİTİ”:Grupları belirleyen A ve B genleri, kandaki A ve B proteinlerinin hangisinin alyuvar çeperinde bulunacağını belirler. Bunlardan AB grubunda her iki protein bulunurken ,0 grubunda iki proteinde bulunmaz. Kan grubunu belirleyen proteinler, aglütinojen olarak adlandırılır. Vücuda farklı bir kan grubunun girmesini önleyen aglütinin adında antikorlarda kanda bulunur. Kan nakli (transfüzyon), tedavide çok önemli yeri olan ve aranan kan elde edilemediği zaman başka alternatifi olmayan bir tedavi şeklidir. Hemen hemen bütün ameliyatlarda transfüzyona ihtiyaç duyulabilir. Bazı ameliyatlarda ise kan, kan bileşenleri ve kan ürünlerine aynı anda ihtiyaç olabilir. Örneğin bir kalp ameliyatı olan koroner by-pass ameliyatında; 4-6 ünite eritrosit süspansiyonu, 5-6 ünite plazma, 2-4 ünite trombosit süspansiyonu aynı ameliyat sürecinde hastaya gerekli olabilmektedir. Görüldüğü gibi böyle bir durumda sadece 1 hasta için ortalama 10 kişinin kan bağışı yapması gerekmektedir. Fakat nakiller sırasındaki aranan kriterler kan bulunması konusunda büyük zorluklar çıkartmakta ve aranan kanın  yetersizliği bazen hastanın ölümüyle sonuçlanıyor.

   Bir kan grubu belirlenirken baskınlık ön plandadır. A ve B antijenleri 0 antijenine baskın oldukları için A0 kan grubuna A kan grubu denilmektedir. Bu B içinde geçerlidir. Ancak A ve B antijenleri birbirine eş baskın oldukları için bu iki kan grubuna AB kan grubu adı verilmiştir.

İşte bütün bu kriterler hastalar için büyük zorluk çıkarabiliyor. Acil kan arayışları yetersiz kan depolarından dolayı cevapsız kalabiliyor.

2.AŞAMA:”KEŞİF”:Withers, A, B ve AB grubu kanları O Rh (-) kan grubu gibi diğer kanlarla uyumlu hale getirmenin çözümünün, şeker moleküllerini etkin bir şekilde kesebilen moleküler makası bulmak olduğunu belirtti. Araştırmacıların 1980’lerin başından bu yana bu makas üzerinde çalıştığını, belli bir noktaya kadar başarı sağlandığını ifade eden Withers, aradıkları kaynağı, insan bağırsağındaki bakterilerde bulduklarını söyledi.

  Moleküler makas dediğimizde, aklımıza kesim yapan nano büyüklükte proteinler aklımıza gelmelidir. Hücrenin büyüklüğünün yaklaşık iki mikrometre olduğunu kabul edersek, bu alanda yüzlerce mikro makas iş görüyor anlamına geliyor. Gerçek bir makas gibi olmasa da, aslında yaptıkları iş kesimdir. Bu sebeple bilim insanları hücre ölçeğindeki kesme işleminden sorumlu bu moleküllere “moleküler makas” ismini vermiş. Burada kesim derken DNA üzerindeki  nükleik asitler ve proteinlerdeki aminoasitler arasındaki peptit bağlarının kesilmesinden bahsediyoruz.

  Withers, bağırsak duvarlarının, farklı kırmızı kan hücrelerinde bulunan aynı şeker moleküllerine sahip olan müsin adı verilen şeker yapılarıyla kaplı olduğunu belirterek, “Bu yüzden insan bağırsağı mikrobiyomu, aradığımızı bulmak için iyi bir yer gibi görünüyordu.” dedi. Withers, bu amaçla insan dışkısından aldıkları bağırsak bakterilerinden 20 bin farklı DNA örneği çıkardıklarını ve onlardan şekerleri parçalamakta iyi olan yeni bir enzim sınıfını keşfettiklerini kaydetti. Bunun, daha önceki araştırmalarda elde edilenden 30 kat daha hızlı ayrılabilen bir enzim olduğunu söyleyen Withers, bu yüksek verimlilik seviyesinin, kan dönüşüm sürecinde daha az enzime ihtiyaç duyması anlamına geleceğini, bunun da daha düşük üretim maliyetleri ve fakat daha da önemlisi transfüzyon sonrası daha az enzimin filtrelenmesi demek olduğuna dikkati çekti.

3.AŞAMA:”TEKNİĞİN KULLANILMASI”:Withers, yeni kan dönüştürme tekniğinin hayata geçmesi için biraz daha zaman geçmesi gerektiğini ve dönüştürülmüş kanların, transfüzyonlarda kullanılmak üzere onaylanmadan önce kapsamlı güvenlik testlerinin yapılması gerektiğini belirtti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir